28 Ekim 2015 Çarşamba

Cumhuriyet Neden 29 Ekim'de İlan Edildi?

cumhuriyetin ilanı

Cumhuriyetin ilanından 2 yıl sonra Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiri olmuştur. Paşa, zihnini hep meşgul eden, cumhuriyetin niçin ve neden 29 Ekim’de ilan edildiğini öğrenmek istemiştir.

Altay Paşa’ya kulak verelim:

“Atatürk hep mazlum bir millet derdi. Cumhuriyetin ilanından epey bir süre geçmişti. Ben de hep neden 29 Ekim diye kendi kendime sormuşumdur. Bir gün Çankaya’da sofra dağıldıktan sonra, ‘Paşam, benim dikkatimi çekmiştir. Hep düşündüm. 30 Ekim 1918 günü mütareke ilan edildi. Adana’daki karargâhınızdan başkente (İstanbul’a) verdiğiniz şifreyi hatırlıyorum. Cumhuriyetimizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi.’ diye sordum.”

cumhuriyetin ilanı
                                            Vatan Gazetesi, 30 Ekim 1923
(Bugün Büyük Millet Meclisi Türk devletinin şeklinin cumhuriyet olduğunu ilan etmiş ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı 158 reyle müttefikan Reisicumhurluğa intihap etmiştir.)


Bu soruya Atatürk şu yanıtı vermiştir:

“Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da İtilaf Devletleri’nin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu. Fakat ben bunu kabul edemezdim. Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımıza idik fakat benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki, 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti? Dört yıl. 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş hangi milletin tarihinde vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır. Çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir. Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. MONDROS 30 EKİM’DİR. CUMHURİYET 29 EKİM. İŞTE BU DA BİR MİLLETİN, MAZLUM BİR MİLLETİN AHIDIR. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.”

cumhuriyetin ilanı
                                    Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 30 Ekim 1923

(Büyük Millet Meclisi Dün Gece Sekiz Buçukta Türkiye Devleti'nin Şeklini Müttefikan "Cumhuriyet" Olarak Tespit Ve Dokuza Çeyrek Kala Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini Müttefikan "Reisicumhur" İntihab Eyledi.)


Atatürk bir an durup Fahrettin Altay Paşa’ya bakmış ve sonra elini masanın üzerine vurarak şöyle demiştir:

“Deyiniz ki BU, TARİHTEN SİLİNMEK İSTENİLEN BİR MİLLETİN ÖCÜDÜR…”

cumhuriyetin ilanı

Fahrettin Altay Paşa’nın, “Ama bundan hiç bahsetmediniz.” demesi üzerine Atatürk, “Övünmek olur, övünmek benimle beraber mefkûreye inananların, milletin, ordunun hakkıdır.” demiştir.


Kaynaklar
Akl-ı Kemal (2. Cilt), Sinan MEYDAN
http://www.hurriyet.com.tr/tarihin-sirri-ve-29-ekim-in-gizemi-19129868
http://www.isteataturk.com/haber/4486/vatan-gazetesi-30101923
http://www.dunyabulteni.net/haber/181300/cumhuriyetin-ilani-nasil-duyurulmustu

Devamını oku...

20 Ekim 2015 Salı

Aşar Vergisi


Aşar, gayri safi tarım üretimi üzerinden, şeri esaslara dayanılarak alınan bir vergiydi. Arapçada onda bir anlamına gelen öşr-öşür kelimesinden kaynaklanmasına rağmen dönemlere ve ürün türlerine göre onda birden farklı oranlarda alındığı olmuştur. Osmanlı’da öşür, İslam fıkhından konu, oran ve mükellef bakımından farklı uygulanmaktadır. Öncelikle İslam’da öşür, toprak ürünlerinin zekâtıdır ve sadece Müslümanlardan alınmaktadır. Esas olarak mülk topraklardan elde edilen ürün üzerinden %5 veya %10 oranında alınmaktaydı. Osmanlı’da ise mülk araziden değil kuru mülkiyeti devlete, tasarruf hakkı reayaya ait olan miri araziden, gayrimüslim mükelleflerden de alınmaktaydı. 

Aşar, halkın çoğunluğunun tarımla uğraşması nedeniyle halkın yakından tanıdığı ve verimi çok yüksek bir vergidir. Yıllık bütçe gelirlerinin 1/3’üne yakın tutarı aşarla sağlanmaktadır. Ürünün değeri üzerinden %12,5 oranında “ayni” veya “nakdi” olarak alınmakta olup iltizam usulüyle tahsil edilmektedir. Aşardan elde edilen gelir devletin en büyük geliri olduğundan zaman içinde tahsil usulü en çok değişikliğe uğrayan devlet geliri olmuştur. Sanayi öncesi toplumlarda hiçbir devlet, büyük bir bürokrasinin maaşını ödeyecek kadar nakit sahibi olamamaktadır. Bu nedenle de iltizam (hazine malı bir gelir kaynağının belli bir ücret karşılığında kişilere satılması yöntemi) usulü Osmanlı İmparatorluğu’nun tercih ettiği bir tahsil usulü olmuş, bu usul Tanzimat döneminde kaldırılmaya çalışılsa da genel olarak geçerliliğini korumuştur. İltizam yöntemi ise güçlü bir âyan hiyerarşisini ortaya çıkarmıştır. Kapıkulları, sipahiler, yeniçeri serdarları, mültezimler, eminler, eski beylerbeyleri, sancak beyleri, kadı ve müderrislerden oluşan ayan sınıfı vergi toplama yetkisi ile vergi gelirlerinin önemli bir kısmına el koymuştur. Çoğu zaman bizzat merkez tarafından atanan valiler bile ayaklanmış, vilayetler bağımsızlıklarını ilan etmişler ve reaya üzerinde baskı oluşturarak yüksek vergiler toplamışlar ya da merkezi devletin vergi toplamasını imkânsızlaştırmışlardır.

Aşarın ayanlar vasıtasıyla toplanması, mükelleflerden tahsil edilen vergi ile Hazine’ye intikal eden vergi arasında fark doğmasına sebep olmakta, çiftçinin gerçekte ne kadarlık vergiyle mükellef olduğunu bilmesini engellemektedir. Aşarın iltizam usulüyle tahsiline Tanzimat’ın geçerli olmadığı eyaletlerde devam edilmiştir. Ancak Tanzimat fermanlarının uygulandığı eyaletlerde aşar, muhassıllar (vergi tahsildarları) eliyle toplanmıştır. Aşar’ın iltizama verilmeyip muhassıllar aracılığıyla toplanması iktisadilik ilkesine uygun bir vergilendirme anlayışı ortaya koymaktadır.

Aşarın Kaldırılması

Osmanlı vergi sisteminin yüzyıllar boyu temelini oluşturan aşarın, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kaldırılması söz konusu olmuş ancak devlet gelirlerinin %25’ine yakın bölümünü oluşturan bu vergiyi kaldırmayı hiçbir Osmanlı Hükümeti başaramamıştır. Aşarın köylü üzerindeki baskısı ve tarım kesiminde yarattığı sorunlarla birlikte aşar, yeni Türk devletine tüm aksaklıklarıyla birlikte devrolmuştur. Cumhuriyet dönemi ekonomik ve mali politikalara temel teşkil eden İzmir İktisat Kongresi’nde oy birliği ile aşarın kaldırılması kararı alınmıştır. 


TBMM'de 17 Şubat 1925'te çıkarılan 552 sayılı yasayla, aşar/öşür vergisi kaldırılmıştır. Böylece köylünün bütçedeki vergi yükü, yüzde 40'tan yüzde 10'a düşürüldü. Devrim niteliğindeki bu karar, Cumhuriyet Hükümeti için büyük bir mali özveriydi. 118,3 milyonluk 1924 bütçesinin 40 milyon lirası -yani üçte biri- aşar/öşür vergisinden oluşuyordu. Hükümet aşarı/öşürü kaldırmakla büyük bir gelir yitiğine uğramıştı.

Aşarın toprak ağalarının etkinliği nedeniyle kaldırıldığı ve onlara büyük avantaj sağlandığı şeklinde yorumlar yapılmıştır. Toprakların dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle büyük toprak sahiplerinin aşarın kaldırılmasıyla sağladıkları avantaj göz ardı edilemez. Ancak aşarın bu sebeple kaldırıldığını söylemek doğru değildir. Aşarın kaldırılmak istenmesinin arkasında yatan en önemli sebep, toprak sahibi üzerindeki vergi yükünü azaltmaktır. Aşarın tarım üzerinde bir yük oluşturması yalnız mahiyetinden değil, aynı zamanda verginin toplanma biçiminden de kaynaklanmaktaydı. Aşar devlet memurları eliyle toplanmayıp iltizam yolu ile toplanmaktaydı. Bu da tarımla uğraşan vatandaş üzerinde ağır bir yük oluşturuyordu. Gayri safi ürün üzerinden %12,5 olarak tahsil edilmesi beklenen aşarın vergi toplayan ayanların insafına kalmış bir oranda tahsil edilmesi, bazı ürün ve bölgelerde aşarın tahsilinin Duyun-u Umumiye İdaresi’ne (Genel Borçlar İdaresi'ne) devredilmiş olması ve kolcuların şiddete başvurmaları ile ayanların komisyonlarını artırabilmek için uyguladıkları zorbalık, köylü ile devletin arasının açılmasına yol açmıştır. Aşar vergisinin kaldırılması bazı zamları ve yeni vergileri getirmişse de çiftçiyi rahatlattığı için üretim artmıştır. Zirai alanda üretim artışı sağlanmış, bazı ürünlerin sıkıntısı azaltılmış ve çiftçi üretim için teşvik edilmiştir.

Aşarın kaldırılmasıyla oluşacak gelir kaybını önlemek için Hükümet, iki kaynağa başvurmuştur. Önce imparatorluktan kalma, 1914 yılından beri uygulanmakta olan Temettü Vergisi yürürlükten kaldırılmış sonra da bunun yerine 1926 yılında 755 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu getirilmiştir. Kazanç vergisi ile ticaret şirketleri, ticaret ve sanat erbabı ile serbest meslek erbabının kazançları ve ücretlerin vergilendirilmesi hedeflenmiştir. Aşarın boşluğunu gidermek için yürürlüğe konulan ikinci önemli vergi, umumi istihlak vergisi olmuştur. Bunu, eğlence ve hususi istihlak vergisi izlemiş ve zaman içinde bunlar muamele vergisine dönüşmüştür. Daha sonra özellikle 1930-1940 yıllarında yaşanan büyük dünya ekonomik bunalımının neden olduğu olağanüstü harcamaların kapatılabilmesi için İktisadi Buhran Vergisi getirilmiş, Kazanç Vergisi, Muamele Vergisi, Hayvanlar Vergisi düzenlenmiş ve Maliye Bakanlığı Kuruluş Kanunu kabul edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaşın neden olduğu finansman açıklarının kapatılması için bazı vergilerin oranları artırılırken Varlık Vergisi ile  Toprak Mahsulleri Vergisi ve Gümrük Çıkış Vergisi gibi yeni vergiler yürürlüğe girmiş ve Belediye Gelirleri Kanunu kabul edilmiştir.

 Kaynaklar
Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinden Cumhuriyet'in İlk Yıllarına Kamu Maliyesi, Yrd. Doç. Dr. Onur EROĞLU
Türk Devrimi, Metin AYDOĞAN

Devamını oku...
Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...