18 Haziran 2016 Cumartesi

Onuncu Yıl Marşı Alerjisi



Bolu İl Milli Eğitim Müdürü Yussuf Cengiz

Bolu İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Cengiz, Milli Eğitim Müdürlüğü’nde yapılan okul müdürleri toplantısında, okullarda 10. Yıl Marşı’nın çalınmaması talimatını vermiş. Yasak talimatından bir süre sonra gazetecilerin sorusu üzerine, 10. Yıl Marşı’nı yasaklama kararının doğru olduğunu söylemiş. Bir de utanmadan şu açıklamayı yapmış: Okullarda 10. Yıl Marşı’nın çalınmamasını söyledim. Artık 10. Yıl Marşı mı kaldı? 2023’te 100’üncü Yıl Marşı'nı yazacağız. 

Normal koşullarda Türkiye Cumhuriyeti'nde bir il milli eğitim müdürü böyle bir açıklama yapamaz. Ancak son yıllarda ihanet olarak adlandırabileceğimiz onca olaydan sonra Türk, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları böyle açıkça konuşup nefret kusmaktan çekinmiyor. Ayrıca bu karşı devrimciler, mensup oldukları zihniyetin sultanlarından güç ve destek alıyor.

Karşı devrimcilerin suç dosyaları da kabarık oluyor. Öyle ki, bu müdür Balıkesir’de görev yaptığı dönemde ‘görevi kötüye kullanmak, norm kadrodan fazla müdür yardımcısı görevlendirerek ek ders ücreti ödenmesini sağlamak’ ve ‘kamu zararına yol açtığı’ iddiasıyla yargılandığı davada kısa süre önce 5 ay hapis cezasına çarptırılmış.

Karşı devrimciler 10. Yıl Marşı'ndan rahatsız oluyor çünkü bu marş; Cumhuriyetin milli marşıdır, yüz binlerce şehit vererek ülkemizi düşman işgalinden kurtarıp emperyalizme diz çöktüren Türk milletinin zafer türküsüdür, devletimizin kurucusu büyük önder Atatürk'ün vatan sevgisinin göstergesidir, Kuvayi Milliye'nin silah sesidir, şehitlerimizin ruhunu okşayan milli duadır, Türk'ün bağımsız yaşama isteğini dünyaya haykırmasıdır...

Onuncu Yıl Marşı'ndaki "Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan." ifadesi daha önce aynı zihniyetten başkalarını da rahatsız etmişti.

Bu müdürün, Cumhuriyet'i simgeleyen ve içinde Türk adı geçen 10. yıl Marşı'ndan rahatsız olması doğal. Çünkü bu milli değerleri hazmedememiş saltanat yanlısı yobaz bir anlayışın neferi. Bu ülkenin nasıl kazanıldığından habersiz ve ülkenin kaybedilmesi için yüz yıl önce düşmanla işbirliği yapan hainlerin torunlarıyla aynı yoldan gitmeyi seçmiş. Bir de 2023'ten bahsediyor. Fakat diğerleri gibi o da 2023 ile Cumhuriyet'in 100. yılını kastetmiyor. Karşı devrimin zaferiyle sonuçlanmış Türk'ten, Atatürk'ten ve Cumhuriyet'ten eser kalmamış, emperyalizmin oyuncağı olan gerici yeni bir düzeni vurguluyor. Zaten geçmişi 1923 olmayanın geleceği 2023 olamaz.


Sonuç olarak ne olursa olsun Türk milleti milli marşlarını her yerde okuyup dinleyerek yaşatacak; bu ihanetleri asla unutmayacak, kendisine düşman olan unsurlara gereken cezayı verecek ve ilelebet bağımsız olarak yaşayacaktır!

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

"Ne mutlu Türk'üm diyene!"

Mustafa Kemal ATATÜRK

Kaynaklar
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/10-yil-marsini-yasakladi-139790h.htm
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/bolu-il-milli-egitim-mudurune-kamuya-zarardan-5-ay-139833h.htm

Devamını oku...

17 Haziran 2016 Cuma

Atatürksüz Anayasa Düşünülemez

Yeni Anayasa'da Atatürk olmayacak

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Aralık ayında Meclise gelmesi planlanan yeni Anayasa’da Mustafa Kemal Atatürk’ün sadece ‘kurucu’ sıfatıyla yer alacağını belirterek Atatürk ideolojisine atıfta bulunan maddelerin çıkarılacağını söylemiş. 

Türkiye Cumhuriyeti'nde tabelalardan T.C. ifadesinin silinmesi, "Ne mutlu Türk'üm diyene!" sözünün kaldırılması, Anayasa'dan Türk kavramının çıkarılması, Türk demenin ırkçılık sayılması, Türk milleti yerine "Türkiye milleti(?)" gibi hem saçma hem de dünyada eşi benzeri olmayan bir anlatım,  laiklik karşıtı Meclis başkanının(!) Meclis logosundan Atatürk'ün "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!" sözünü kaldırması vb. olumsuz gelişmelerin üzerine bir de "Atatürk yeni Anayasa'da olmayacak!" denildi ve Türk halkı, ne yazık ki bu duruma yavaş yavaş alıştırılarak kendisine karşı olanlara tepkisiz hale getirildi. Böylece Türk'e, Atatürk'e ve Cumhuriyete düşman olan zihniyet, niyetlerini açıkça itiraf ederek Güney Afrika ve İzlanda'nın örnek alındığı yeni ucube bir düzenin kurulacağını duyurdu.

Mehmet Uçum'un Atatürk düşmanlığı, adını değiştirmesine bile yol açmış. Avukat Mehmet Uçum'un asıl adı, Mehmet Ata Uçum'muş. Ancak Mehmet Uçum, mahkemeye başvurarak ailesinin Atatürk'e atfen koyduğu "Ata" adını sildirmiş.

Atatürk düşmanları, Atatürk'ün adını kaldırınca onu yok edebileceklerini zannediyor. Oysa Atatürk sadece Atatürk, sadece bir ad, sadece bir kişi değildir. O, bütün Türkler için bir simgedir. Çünkü Atatürk;  tam bağımsızlıktır, vatan sevgisidir, akıldır, bilimdir, çağdaşlaşmadır, uygarlıktır, barıştır, her zaman özlem duyulan önderdir. Atatürk'ü şu sözlerle en iyi kendisi anlatmıştır:  "İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"

Atatürksüz ve Türksüz Anayasa, ulus üstü şirketlerin yani emperyalizmin dayatmasıdır. Dolayısıyla Türksüz ve Atatürksüz Anayasa, Türk milletinin değil emperyalizmin anayasasıdır. Zaten tarihçi yazar Sinan Meydan'ın dediği gibi, "Laik ve üniter Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkıp bir dinsel federasyon kurabilmek için Atatürk'ü yok etmek zorundalar! (Ayrıca) Türksüz, Atatürksüz, anti-laik bir anayasa, en çok da Türkiye Cumhuriyeti'ni tehdit eden ırkçı/bölücü, dinci terör örgütlerini memnun edecektir."

Koşullar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmaya, Türk'ü ve Atatürk'ü yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Çünkü yüz yıl önce Atatürk'ün önderliğinde ortaya konulan "Milli Mücadele" ve "namus cephesi" vatansever Türkler tarafından cennet vatanımız Türkiye ile birlikte sonsuza kadar yaşatılacaktır! 

Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:

"Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıkların arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur."

1982 Anayasası'nda Atatürk'e Atıf Yapılan Maddeler

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

MADDE 42 – Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

MADDE 58. – Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müspet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.

MADDE 81. – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde ant içerler:

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

MADDE 103. – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde ant içer:

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

MADDE 134. – Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur.

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.

Kaynaklar
http://www.ilk-kursun.com/haber/264019/cumhurbaskani-basdanismani-yeni-anayasada-ataturke-atif-yapilan-maddeler-olmayacak/
http://odatv.com/ataturku-anayasadan-atacagiz-diyen-erdoganin-basdanismaninin-sirri-aciga-cikti-1606161200.html
http://www.atam.gov.tr/duyurular/ataturke-gore-ataturk

Devamını oku...

13 Haziran 2016 Pazartesi

Laiklik Olmazsa "Namaz Kılmayan Hayvan Olur"

Prof. Dr. Mustafa Aşkar

Dün akşam TRT'de iftar öncesi yayınlanan Ramazan Sevinci adlı programa katılan Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aşkar, son zamanlarda alıştırıldığımız türden çok tartışılacak bir açıklamada bulunmuş.

Yeni Türkiye'de laiklik karşıtlığının ortaya çıkardığı çorak iklimin sonuçlarından acı bir örnek sunan "Profesör" unvanlı bu kişi, “Ben düz söyleyeyim. Ayette de bunu söylüyor. Ağır gelmesin. Yani namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır.” diyerek namaz kılmayan insanlara devletin kanalı aracılığıyla hakaret etmiş.


Son zamanlarda şahit olduğumuz bu vb. olaylar, laikliğin bizim için ekmek ve su gibi ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü din ve vicdan özgürlüğü olan laikliğin yok sayıldığı ülkemizde namaz kılmayan insanlar hayvan olarak bile nitelenmektedir. Böylece halkımız dinciler (dini siyasete ve ticarete alet eden) tarafından baskı altına alınmaktadır. Böyle olaylar dinci, gerici ve yobaz bir zihniyetin krallığına doğru giden yolun taşları olarak kullanılmaktadır. 

Ayrıca bu akıl almaz çirkin ötesi söz, devlet kanalında yayınlanmaktadır. Türk milletine canlı yayında zerk edilen bu zehir, bugün Cumhuriyetimizin 93. yılında ülkemizin ve devletimizin içine düştüğü bataklığı açıkça gözler önüne sermektedir.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün Aşkar'ın sözlerini kınayan bir açıklama yapmışlar. Ancak bu yeterli değildir. Ayrıca işlerine gelen bir konu olduğunda eylem yaparak tepki gösteren malum muhafazakar kesimin, samimi dindarların ve sosyal medya kullanıcılarının daha büyük tepki göstermesi gerekirdi. Fakat her zamanki gibi durum böyle olmadı. Gereken karşılık verilmedi. Oysa çoğunluğun önemsiz gördüğü bu vb. konular, hem özgürlüğümüze hem de laik cumhuriyete karşı çok ciddi bir tehdittir. 

Mustafa Kemal Atatürk

Özgürlüğümüze ve laik cumhuriyetimize vurulan bu darbeler cennet vatanımızı, mezhep savaşları ve sapık Işid zihniyetinin vahşetiyle yanan Ortadoğu bataklığına, yobazlığa ve gericiliğe doğru sürüklemektedir. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti'nin vatansever evlatları; çocuklarımızı, gençlerimizi ve halkımızı zehirleyen ve cumhuriyetten rahatsız olan böyle kişilere ve onların zihniyetlerine karşı okuyup çalışarak bilinçli bir şekilde Atatürk'ün emaneti olan laik-çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmak zorundadır. Aydınlık dolu yarınlara ancak böyle ulaşabiliriz.

Kaynak
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/namazi-hayvanlar-kilmaz-namaz-kilmayan-hayvandir-139433h.htm

Devamını oku...

2 Haziran 2016 Perşembe

Hafız İbrahim Demiralay (1883 - 1939)

Isparta Mebusu Hafız İbrahim Efendi

Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayi Milliye'de büyük yararlıklar göstermiş, TBMM'de 6 dönem Isparta milletvekilliği yapmış bir din adamıdır.

Yılanlızade Tahir Paşa'nın oğludur. İstanbul'a gelerek Fatih Medresesi'nden müderrislik icazeti aldı. 1911-1912 yıllarında Isparta İdadisi'nde Din Bilgisi ve Ahlâk dersleri okuttu. Ayrıca bir ara Bidayet Mahkemesi Üyeliği'nde bulundu.

Milli Mücadele'nin başlamasıyla, Isparta ve çevresinde milli harekâtın önderi oldu. İzmir'de Yunan işgalinin başlaması üzerine mitingler düzenleyerek ve Isparta'nın bütün köylerine varıncaya kadar "beyannameler" göndererek halkı milli harekât lehinde bilinçlendirmeye çalıştı.

İstanbul hükümeti idarecilerinin engelleme girişimlerine rağmen Hafız İbrahim Efendi, çalışmalarını arttırarak sürdürdü. Ege Bölgesi'ndeki milli faaliyetlerle irtibata geçti.

Başkanı bulunduğu ve Isparta'da ulusal örgütlenmenin öncülüğünü yapan Cemiyet-i İlmiye'yi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında yeniden kurdu. Isparta'nın merkez, ilçe ve köylerinden topladığı gönüllü kuvvetleri "Isparta Mücahitleri" adı altında Nazilli Cephesi'ne gönderdi.

TBMM I. Dönem için yapılan seçimlerle Isparta milletvekili seçildi. Bu sıfatla Meclisin 23 Nisan 1920'de açılışında hazır bulundu. Ankara Fetvası'nı "Isparta Mebusu, Ulemadan Hafız İbrahim" isim ve unvanıyla imzalamıştı.

1920’de Yunan işgalinin genişlediği günlerde "milli teşkilat kurup cepheye gitmesi için Mustafa Kemal Paşa'nın tensibiyle Milli Müdafaa Vekili tarafından Isparta ve havalisine gönderildi." Kısa zamanda topladığı yüz atlı ve iki yüz piyade gönüllü erle bir birlik teşkil ederek Yunan kuvvetleriyle savaştı. Bu kuvvet "Demir Alay" olarak tanındı. 

Demir Alay, 28 Ağustos 1920'de Sarayköy yakınında Demirköprü mevkisinde Yunan ordusuyla şiddetli çarpışmalara girdi. Hafız İbrahim'in komuta ettiği Demir Alay karşısında Yunanlar ilerleme kaydedemedi. Tepeköy'ü işgal eden Yunan kuvvetlerine 17 Eylül gecesi baskın yapıldı ve Tepeköy işgalden kurtarıldı.

Demir Alay'ın bu başarılı hizmetleri, TBMM tarafından takdir edildi. Demir Alay, "Mürettep Alay" olarak 57. Tümen içinde yer aldı, adı "39. Alay" oldu. Demir Alay'ın düzenli ordu içinde bu şekilde yer alması üzerine, Mart 1921'de Hafız İbrahim Efendi Meclis'e döndü. Sağlık ve Sosyal Yardım, Milli Eğitim ve Dilekçe komisyonlarında görev aldı. Hizmetlerinden dolayı Kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

kırmızı yeşil şeritli İstiklal Madalyası

TBMM 2. Dönem, 3. Dönem, 4. Dönem, 5. Dönem ve 6. Dönemlerde de yeniden Isparta Milletvekili seçildi. Soyadı Kanunu ile "Demiralay" soyadını aldı. Halen Isparta'da soyu Demiralaylar olarak bilinmekte ve devam etmektedir.

Kaynaklar
https://www.facebook.com/cihan.dura/posts/10153359857944308?pnref=story
http://www.haber32.com.tr/isparta/haber/iste-vatani-boyle-kazandik-sehit-dusersem-cocuklarimi-oldurursun-91088h.html

Devamını oku...
Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...