25 Aralık 2016 Pazar

Kırk Paranın Hesabını Soran Atatürk ve İnönü

40 paranın hikayesi

Sabiha Gökçen'in anlattığına göre bir gün Türk Hava Kurumunun hesaplarını kontrol eden İnönü, "hesaplarda 40 para oynadığını" görmüş ve bu durumu Atatürk'e nakletmiştir. Gülümseyen Atatürk, "Demek mesele bu... 40 paranın hesabı seni bu kadar yorup üzdü. Tam adamını bulup (Fuat Bulca) bunların başına getirmiştim... Haklısın... 40 para günün birinde 40 lira, 40 lira 400 lira olur... Bu da giderek büyür halkın ağzında... Böyle kuruluşlara olan güveni sarsar... Biz Cumhuriyet'i kurarken böyle 40 paralara çok ihtiyacımız oldu..."

İnönü, yaptırdığı inceleme sonunda bu 40 paranın yanlışlıkla bir başka hesaba geçirildiğini belirlemiştir. 

Sabiha Gökçen şöyle diyor:

"Bu benim yakından tanık olduğum bir konuşma, bir olaydır. Türk Hava Kurumunun 40 parası uğruna harcanan emek ve zamanı belgeleyen kutsal bir olay... Şayet ülke ve bazı müesseseler bugüne kadar sarsılmadan, alın aklığı ile gelebilmişse hep bu '40 paranın' hesabı sorulduğu, milletin parası üzerine titrendiği için gelinebilmiştir kanısındayım... Onlar bir başka devlet adamlarıydı."


Kaynak: Panzehir, Sinan MEYDAN
Devamını oku...

19 Aralık 2016 Pazartesi

Parasız Devrimci Atatürk

parasız devrimci ATATÜRK

"İnsan hürriyet vasıtası olarak servete sahip olmalıdır. Yoksa servete esir olmak için değil." 
ATATÜRK

Atatürk'ün mal varlığı konusundaki ilk yalan, azılı bir Atatürk düşmanı olan 150'liklerden Mevlanzade Rıfat'a aittir. Mevlanzade Rıfat, daha Atatürk Samsun'a çıkmadan önce 24 Mart 1919'da Hukuk-i Beşer adlı gazetede 1. Dünya Savaşı'na katılan komutanlara -dolayısıyla Atatürk'e- İttihatçıların vagon vagon altın dağıttıklarını ileri sürmüş ve komutanlara "büyük alçaklar ve haydut başları..." diye hakaret etmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Harbiye Nezareti'ne bir dilekçeyle başvurarak bu yazıyı kaleme alan Mevlanzade Rıfat'ın cezalandırılmasını istemiştir. Atatürk, bir nüshasını da Vakit, Alemdar ve Yeni Gün gazetelerine gönderdiği dilekçesinde "o sefil iftiracı..." diye hitap ettiği Mevlanzade Rıfat'ın Türk ordusunun şerefli komutanlarına "hırsızlık" suçlamasıyla hakaret etmesine çok bozulmuştur. Bunun "büyük bir ahlaksızlık ve sefil bir vicdansızlık olduğunu belirterek bu "namussuzca iftirayı ve sahibini lanetlediğini" belirtmiştir. 

Atatürk'ün Harbiye Nezareti'ne gönderdiği dilekçesi işleme konulmadığı gibi, Mevlanzade Rıfat kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle Atatürk'e dava açmıştır.

Atatürk'ün mal varlığı konusundaki ikinci yalan Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul'da mütareke basınınca ortaya atılmıştır. 

Atatürk'ün İstanbul Divanı Harbi Örfisi'nce idama mahkûm edildiği günlerde İstanbul'da İtilaf Devletlerinin parasıyla çıkan İkdam gazetesinde "Mustafa Ahval-i Hususiyeti" başlıklı bir makalede Jurnal Deryan gazetesinin Ankara'daki muhabirinin aktardığı şu bilgilere yer verilmiştir: "Mustafa Kemal'in Ankara'da oturduğu konak Ankara eşraf ve tüccarlarından Hüseyin Bey adında birisinin konağıdır. Beyaz odalı ve 12 odalı olan bu mesken haricen İstanbul civarındaki köşklere benzemektedir. Pencerelerde görülen manzara sahilleri ağaçlarla sayeder Çubuk Suyu'nun suladığı kadim Ankara Ovası'na kadar imtidad etmektedir. Mavi sema üzerinde tepeleri dumanlı Elmadağ'ı görünmektedir. İşte Mustafa Kemal her sabah şafaktan biraz sonra kalktığı zaman bu nefis panoramayı temaşa eylemektedir."

Ancak Atatürk Ankara'da önce Ziraat Mektebi'nde sonra istasyon binasında oturtmuştur. Sonra da Ankaralılar, Çankaya'da Bulgur Tevfik Efendi'nin evini 4500 liraya satın alarak Atatürk'e hediye etmişlerdir. Burası önce Kasapoğlu Agob'un eviydi. Tevfik Efendi'nin Agob Efendi'den satın aldığı bu evi belediye de Tevfik Efendi'den satın alıp Atatürk'e hediye etmiştir. Bu ev kendisine hediye edilmek istendiğinde evin tapusunun kendi üzerine yapılmasını kabul etmemiş, evin tapusu ordu adına yapılınca ancak eve taşınmıştır. Enver Behnan Şapolyo'nun anlattığına göre Atatürk'ün ikamet ettiği "Çankaya Köşkü basit bir şekilde döşenmiştir."  

Atatürk, "Para sarf etmesini sevmez, çok muktesittir." O günlerde "Ankara mebusu" olarak 100 lira maaş almaktadır.

Atatürk'ün kendi ifadesiyle "büyük ihtirasları" vardır ancak bunlar "büyük paralar elde etmek gibi maddi ihtiraslar" değildir. Bir mektubunda şöyle demiştir: "Benim ihtiraslarım var, ham de pek büyüklari fakat bu ihtiraslar yüksek makamlar işgal etmek ve büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin teminiyle değil. Ben bu ihtirasların gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da liyakatle bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu korumaktan geri kalmayacağım."

"Benim bütün hayatımda, bu ana kadar takip ettiğim gaye hiçbir vakit şahsi olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye teşebbüs etmiş isem daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve çıkarına olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın sivrilmesini ve öne çıkmasını göz önüne almamışımdır."

Küçük yaşta yetim kalan yoksul aile çocuğu Atatürk, 57 yıllık ömrünün en az 40 yılını para sıkıntısı içinde geçirmiştir. Falih Rıfkı Atay'ın deyişiyle, "Gazi varlıksız bir aile çocuğu gibi hayli sıkıntılı bir öğrencilik ve subay hayatı geçirmişti. Aylığı hiçbir zaman masrafına yetmezdi. Biraz rahat bir hayata büyük komuta rütbelerinde kavuşabilmiştir."

Atatürk hayatındaki en büyük para sıkıntısını Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşamıştır. 19 Mayıs'da Samsun'a çıkarken kendisine Dahiliye Nezareti ödeneğinden 1000 lira ile 23 karargâh mensubunun 3 aylık maaşları, yollukları ve yüzde 50 zam verilmiştir. Oysa Atatürk'ü Anadolu'ya gönderenler, 1920'de Sadrazam Damat Ferit'e ve birkaç kişilik heyetine 70 bin lira verip Paris Barış Konferansı'na göndermişlerdir. Ayrıca Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit, Atatürk Anadolu'ya geçip de kendisine verilen görevin tam tersine halkı direnişe çağırıp Milli Hareket'i alevlendirince Atatürk'ü yok edip Milli Hareket'e son vermek için kurdukları Kuvay-ı İnzibatiye'ye tamı tamına 1.250.850 lira ödenek ayırmışlardır. İşin daha da iğrenç tarafı şu: "Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının İdamı" başlığıyla Divan-ı Örfi Riyaseti'nin idam kararı yayımlanmıştır. Bu idam karar metninin sonunda Atatürk'ün "mallarının da haczedilmesine" karar verildiği belirtilmiştir.

Atatürk ve Temsil Heyeti Sivas'tan Ankara'ya hareket ederken tam anlamıyla "yoksulluk" içindedir. Mazhar Müfit Kansu bu yoksulluğu "Bütün paramız, yol için 20 yumurta, bir okka peynir ve 10 ekmeğe yettiğinden bunları aldırdık." diye ifade etmiştir. Sabahları bir bardak çay ile bir dilim ekmek yediklerini belirtmiştir. Kansu şöyle devam etmiştir. Ekmekçilere bile verecek paramız kalmamıştı. Benim bir kürküm vardı. Erzurumlu Nafız Bey'e müracaat ederek sattırılmasını rica ettim. 'Nafız Bey, Ocak ayı içindeyiz, ne giyeceksin?' diyerek satmamakta ısrar ettiyse de ne olursa olsun kulağıma giremezdi. Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık. Kimsede satacak bir şey kalmadı. Paşa ile bu konuda bir çare bulamayarak 'Hele sabah olsun' diyerek odalarımıza çekildik. Ankara'ya geldiğimiz zaman hemen bir hafta bizi belediye besledi.

Trakya'daki Müdafaa-i Hukukçular, 1. Ordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa aracılığıyla Temsil Heyeti'nden para isteyince Atatürk Trakya örgütüne "Müdafaa-i Hukuk Örgütü'nün parası yoktur." diyerek kendi gelir kaynaklarını kendilerinin yaratmasını istemiştir.

Atatürk para sıkıntısı çekilen o günlerde 3 Mayıs 1920'de Kazım Karabekir Paşa'ya çektiği bir telgrafta, "Elde beş para bulunmadığı malum-u devletleridir. Şimdilik içeride bir kaynak da bulunmuyor. Başka taraftan sağlanıncaya kadar Azerbaycan hükümetinden en geniş ölçüde borç alma olanağının düşünülmesini ve sağlanmasını rica ederim." 

O günlerde yaşanan büyük para sıkıntısının aşılmasında Rauf Orbay'ın bulduğu 1000 lira, Kılıç Ali'nin Ali Galip Olayı'nda el koyup Atatürk'e verdiği 6000 altın, Binbaşı Süleyman Bey'in ayarladığı 900 lira, Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerinin kendi aralarında toplayıp Atatürk'e verdikleri 1000 lira, Sivas Osmanlı Bankası Müdüründen alınan 100 lira ve Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'nin Ankara tüccarlarından toplayıp Atatürk'e teslim ettiği 1000 lira etkili olmuştur.

Öyle bir zaman gelmiş ki Atatürk'ün annesi ve kız kardeşi işgal İstanbul'unda tamamen parasız kalmıştır. Atatürk de onlara evdeki halıları ve kilimleri satmalarını söylemiştir.

Atatürk'ün para sıkıntısı Sakarya Savaşı öncesinde de devam etmiştir. O günlerde Çankaya'da yaver dairesinin nöbetçi çavuşu Ahmet Çavuş, bir gün Miralay İzzettin (Çalışlar) Bey'in karısının gelip Atatürk'le görüşmek istediğini, biraz sonra Polatlı'ya hareket edecek olan Atatürk'ün, İzzettin Çalışlar'ın karısıyla yaverlik dairesinde şöyle bir görüşme yaptığını belirtmiştir:

Gazi hazretleri: 'Hayrola?' diye sorunca kadın elindeki mektubu uzatıp iki çocuğu olduğunu, kendisine Kayseri'ye gitmek için yardımda bulunmasını istedi. Bunu üzerine Gazi hazretleri cebinden cüzdanını çıkarıp: 'Bütün param budur... Başka param yok hanım... (Üzüntüyle) eğer başka param varsa gövdeme yapışsın.' diyerek kadına bütün  bir 50 liralık banknot verdi. 'Üzülme, Allah büyüktür. İnşallah her şey düzelecek, iyi olacak.' dedi.

Başkomutan Atatürk, Büyük Taarruz öncesinde daha fazla beklenilmeden taarruza geçilmesini isteyen Meclis'e, "Taarruza geçmek için önce askeri hazırlığı ikmal etmek lazımdır. Askeri hazırlığın ikmali için de 15 milyon lira lazımdır." diye seslenerek Maliye Vekaleti'nden derhal 15 milyon liranın bulunup kendisine verilmesini istemiştir.

Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey, Rusya'dan gelen son 300 bin altın, Osmanlı Bankası Müdüründen aldığı 1.5 milyon lira ve Hindistan Hilafet Cemiyeti'nin gönderdiği paradan 500 bin lira olmak üzere toplam 2 milyon 100 bin lira olduğunu belirtmiştir. Geri kalan 12 milyon 900 bin lira da tahsisat ve vergilerle sağlanmış ve 15 milyon hazırlanıp Başkomutan Atatürk'e verilmiştir.


Kaynak: Panzehir, Sinan MEYDAN

Devamını oku...

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Devamını oku...
Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...